Yoksanda Varım
Gün biterken duyar oluyorum kahpe, ikiyüzlü gülüşleri. Neye inanacağımı, neye güveneceğimi şaşırıveriyorum. Yaşadığım bu durum belki ileride çocuklarıma anlatacağım bir hikaye olacak. Hikaye... Böyle olabilmesi için önce geçmiş olmalı ki rahat hissedip umursamazca anlatabileyim.Samimiyetine inandığım ve bunu son zamanlarda sömüren birine nasıl anlatabilirim ki beni kırdığını. Bu kadar mı zor dilin bağını çözüp konuşmak? Tahammül edemezken neden susayım veya neden konuşayım?
Çay şekersiz içilir de insan dostsuz kalamaz, kalırsa ölür, yok olur. Ya peki dost bildiğin tam içinden vurursa o zaman ne olur? Çökersin.
Ahh, ihanet... Yakıştıramam sana, gel beraber olsun dediğim, güzel bildiğim dost... Ahh, üzdün beni. Sen, bendin; ben, sendim. Sen öğretmiştin bana mutlu olmak için güzel sevmeyi. Bu ne şimdi? Yazık... Fazla güven olmuyor. Açıklayamıyorum... Kırıldım... Yine de iyi ol...
Yollar ne kadar uzun olsa da elbette son bulur, bir yerde biter. Bizim ki de öyle. Sadece biraz erken ayrıldık o kadar...
Yazdıkça, okudukça acım hafiflesin istiyorum. Üzdün gerçekten. Af dileme sakın, bu telafisi olmayan dile bile getiremediğim bir şey ve sen bunu bile bile yaptın. Bari çok mu zevk aldın beni böyle incitmekten. Yazık. Kızdım kendime niye bu kadar kabullendim, içselleştirdim diye. Çok fedakarlık, vefasızlıklar silsilesiymiş. Sağol, bunu bana en iyi öğreten sen oldun.
Hani hepp yapıyorsun ya: görmezden gelip her strese girdiğinde görünür oluveriyorsun ya. Lazım olursam ben yine burada bıraktığın yerdeyim "kişicik"...